YÜZLEŞMEYE HAZIRIM KENT KURGUSU ÇOBANLARLA; BİR AŞK ŞİİRİ NİÇİN YAZILIR? ÇOCUKLUĞUMUN DEREBEYİ AKŞAMLARI KAÇINCI YENİ RAKI’YI ESKİTTİ? KIŞ DA UZUN SÜRECEK YÜN KAZAĞINI GİYMEYİ UNUTMA DİYEN ANNEM DAHA KAÇ ZAMAN KUŞ MASALLARI ARMAĞAN EDECEĞİM SEVGİLİME? BABAM DA FRİGYALI, GÖMÜTÜNDE DANS EDİYORDUR KARTACALI KIZLARLA dostlar, bir mektup çekingenliği karışmış ders notlarınızın arasına boyunlarına çıngırak geçirilmiş kadınlar [...]
Tag archives for Altay Ömer ERDOĞAN
her zaman geceyi yaşar mağara göz bir işe yarasa, taş olur bakış buz kesilir kan, tuz ile incelir yara işte bu güzel sonsuz akış yakıştırır bizi iyi huylu çağlara… suyun sesiyle yüzünü yıkayan arı vızıltısı sürer ekmeğin üzerine papatya bilinciyle yol sayıklayan yağlı saydam ipler indirir derine yarasadır gerçeğin hissiyle uyanan… hesabı yok bilincin boşlukta [...]
aşka yeni bir pencere doktor açmak gerek gizli öznenin tarihini yüklemine neden bu kadar uzak ölüme o kadar yakın küçük dertlerin büyük şiirleri olsun doktor susmaya yakın olan neden içinde hayatın bayat gövdelerle katıldığımız isyan hangi uzak duygunun ifadesi, hangi farkın daha da önemlisi çocuklar pusulasız doktor aşılanmışlar aşk hastalığına karşı derinliğe hiç dokunmamışlar elleriyle [...]
maske yalnızlığı bu bizimki, çevre denizlerden balık kokusu, korsan mavisi takıştıran biraz solan bir çiçek, biraz açan bir dize, hayli bizden önceki, hayli tutunmuş ve biraz somurtkan bayılıyor çarşafı yorganı Dante ile Beatrice’e sonra bozlakla misket arasında nice nice kamyonlarla uğradığı her eve biraz Çalıkuşu, biraz Picasso laciverti aşılıyor yeniden yeniden tutuluyor aynadaki aya kırlangıçlar, [...]
“Uzaklarda, benim gibi yalnız ve ümitsiz birine bırak bu mektubu oğlum; benim gibi birisi olsun, çünkü bizim gibiler birbirlerine ancak kötülük edebilirler.” Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken her şey Türkiye kadar gerçek her şey Türkiye kadar yalan kavanozlarda parmak izleri ve talan tanımsız keder boşluğunda yaşanıyor her aşk her aşk, biraz da kuşak çatışmasına kurban bozulan [...]
hiç anlaşılmamış olan hiç anlatılmamıştır bir maşrapadan dökülmemiştir su, yalvaran köküne inancın, dönülmemiştir hiç gidilmemiş olan yerlerin serinliğinden hep yaşamaya tutsak olunmuş cehennemin sıcaklığına, toprağı delip yeryüzüne, yeryüzündeki yüzüne sığınan kentli bir derviştir olsa olsa zaman, evleri kesik kesik çizgiler gibi boş kağıtlara boş kağıtları yanıtsız sorular gibi kesif mutluluklara çıkaran hangi dar sokaklar ki, [...]
su hangi kanı yıkayan temiz akıcı boşlukta hangi aynaya baksam kırık sahibi sözsüz su yara da kapanmayacak çirkinim hep konuşkan tutsam bir kent düellosu ucundan hem unutkan su tarihi ve kibri arıtan sabırdan saraylar kadar kendini ve aşkını ilkel kavimlerde arar su tutkunum sarhoşum kıyasıya kaybolmuşum tenimde hem kendimden başkayım hem kendime civar adresler eskiten [...]
Hitit babacan güneşler ağartırdı kardeş kanı toprağa karıştığında ikinciye kullanılmayan bilgelik damıtırdı safdil akıl ruh ile yarıştığında körlüğüyle övünen halklar gördük tarihin kanlı parmaklarında birer tespih tanesi biz de en az onlar kadar kördük en gür haykıranımızın en önce kısıldı sesi ısırgan otları ve zakkumlar arasından yanık tenlere sonuçsuz denklemler eğiren bir yüzü vardı ayvanın [...]
güz kırıklarıyla ilişiyordu yakamıza ayrılık yakındık gölgemize, tunç taslardan içtiğimiz sabır, haritadan siliyordu dağları ve ırmakları ellerinle evcilleştirdiğin aşk, düşman oluyordu çocuğun aynada unuttuğu saçlarına hayatı yanılan bilgelikler taşıyordu su iki kere yıkanılamayan ezber defterinde kurumuş kandı terziler bize düşmandı tarihte aynanın önünde çocuk üryan geçtiğimiz yerlere şerbet ve kan dağıtmıştık oysa kılı kırk yararak [...]
aşk işgüzardır, söz de… tozlanmış bir filika gibi Zaman’ın koynunda nereye yakışsam çamaşırcı kadınlara kıskanç tornacı bir meyhanede bıraktığım akşamlar! alkışlar kendiliğinden sarhoştu tüm ayakaltılara onlar da taşıyorlardır bir şeyleri bir ötekine kimsesiz romanlarda… aylak fırtınaları… sıska yalnızlıklara kim bir ayı bunalttı sorusuz bir çocuk kadar bir çocuk kadar kim çalabilir yüzümüzü buruşturulabilir bir merdivenden [...]
sarı sıcak bir ağustos kapımıza dikilmiş anahtar paslı ve kilit hafif ürkek şimdi derinlik ile serinlik arasında söz uçlarından vahşi düzlüklere doğru uçan zamandır orda, biraz yorgun ve kelebek zehir zemberek bakışlarında doğanın kül olmuş kırların öfkesi, taşın sancısı, suların dansı nerdeyse uzak ile yakın arasında buğday tenine güzellemeler yakan bir şiirdir ağaçtan düşen elmanın [...]
damla günler çoğaldı cıvalı bir gökyüzünün ensesinde kırıldı kanadı poyrazlarla yarışan serçelerin bu sonbahar hiçbirimize bahar olmadı! çürüyen bir alfabeydi zaman, elimizde kaldı derken tüm kapıların içtenliğini kuşandı önce kadınlar ve çocuklar, sonra ağrılarımız ağzını bıçak açmayan sözlüklere teyellendi öfke yırtıldı gazetelerin en manşet yerleri ama silinmedi toy belleklerdeki kara leke, sonuçsuz denklemler, çok bilinmeyenli [...]
Asya yırtılmış bir haritadır kalbinin kapandığı her yerde günün anlamını belirten baykuşların yuvasından çıkar harf ben terzilere güveniyorum en çok, yaralar dikilir sökük bir bilinç menziline küfrederken, ben sende bir kentin kendi sessizliğine kent oluşunu öyle çok sevdim geceye akan sözcüklerin kilerinden topladım güllerimi bir ömür kaç hece ederse onu verdim dost bildiklerime kanla kapanan [...]
İPİ DEĞİL DENGEYİ DÜŞÜN! CAMBAZHANE PARASIYLA ÜÇ ÇOCUK OKUTTU AHMET AMCA. KÖPÜKLÜ ORTA KAHVE SEVERDİ, SALYANGOZLARI VE SÜHEYLA YENGE’Yİ. DEDİ Kİ ÖLÜMÜNDEN AZ ÖNCE; HAKKINI HELÂL ET SEVGİLİ İPİM körebe mutluluklara sarılırdı en soylu sıcaklığıyla ilkyaz koşulsuz dost kuytuluklarıydı çocukluğumun yarısından fazlası Kızılçullu’da (şimdi Şirinyer) üç hane öte komşumuzdu Ahmet Amca Nazilli basması gibi renkli [...]
sen portakaldan denize bakan bir yoksulluksun Akdeniz’in göbeğinde acemi bir yüzle gülümseyen virgüllerin de dostusun bir sevişmenin en yırtılan yerisin sen, güneşe vurulursun körlükler yürürlükte tarihin gümüş asmalarında coğrafyaya şaraplar döküyor el yordamıyla arzu, ve uçurum unutturuyor düpedüz korkak olduğumuzu çiçekler çoktan bırakmış yasta ve zifafta kanamayı bir şarkıya dolanıyor çöl ve hançer, bin parçaya [...]
gelip kokuma yerleşen mevsim sığınaklarda dilsiz ağrılar ülkesiz şarkılar susmanın ve anlamanın deltası bir kadının gözleri en çok beni ağlatan en çok beni yanıltan korsanlığıma teğet geçen aşkım kır beni imbatlı bir delikanlı nasıl soyunur zamana hoyrat bulvarlar dokuyan yalnızlıktır kuşanmışlığım abaküsün egemen olduğu bir çağ tufanı yüzlerinde yüzümüz var yüzsüzlüğümüz yüzsüzlüklerinde bir yanımız dost [...]
1970 yılında, Gelibolu’da doğdu. İlkokulu çocukluk yıllarının geçtiği Keşan’da Atatürk İlkokulu’nda bitirdi. Özel Darüşşafaka Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Muğla ilinin Milas ilçesinde öğretmenliğe başladı. Öğretmenlik görevini halen İzmir’de sürdürüyor. Şiirin yanı sıra öykü ve deneme yazıları da kaleme aldı. Radikal ve Milliyet gazetelerinde yazılarını yayımladı. Evli [...]