kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam kanını sulandırılmamış alkole banan sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde bütün hecelerde, “a” sesinde, re minörde, mors alfabesinde yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca [...]
Tag archives for Altay ÖKTEM
bilgece susuyoruz artık saklamayalım yıldızları tartaklanmış bir sonbahar gecesi diz çökmüştük hatırla öteki dünyalara dünyalar dediğim de ne, boşuna abartmayalım karalarla denizler, çamurlar falan yani toplasan hepsi hepsi batan bir geminin sessiz, kıpırtısız can yelekleri söze nasıl başlamalı basbayağı kan akıyor ağzımı açtığımda düşlerimden içeri bilgece susuyoruz çünkü susmak gecesi patikada kaybolan o yaşsız çocukların [...]
belki seni severim umurumdasın yalnızsın, yaralısın, sarışınsın bir kedi yavrusunun damdan düşüşü kadarsın, ılıksın, suçlusun çocuklar kızmazlar bana gidersem susarlar derslerde -bu iyi- denklem çözmezler fatih istanbul’u alır mı bilmem ama maveraünnehir dökülmez! önce ben öperim gizli yerlerinden sıcak yerlerinden, buruk yerlerinden, korkak yerlerinden sonra bütün mahalle öper umurumdasın çocuklar kızmazlar bana dönersem nasılsa maveraünnehir [...]
kavrulmuş bir karıncanın sağ salim yuvasına dönüşü şarkılarda anlatılmaz başka bir ses gerekir belki de, bilinen tüm seslerin ötesinde; anne koynuna al beni rahmine söz geçmez bu ıssız gecede gitar çalma, susalım biraz yoruldum ağrımaktan yoruldum bunca kesik ruhu tek başıma taşımaktan, bir avuç kızgın kum bile yok tutuşmuş saçlarını özlemeye vaktim yok yok. yangınlara [...]
cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor ben de üşüyorum desem kim inanır bunca yıkıntının altında bunca kırık cam batmışken ayaklarıma belki yine seviyordur diye bir papatya kopartıyorum yapraklarını yoluyorum, çiğniyorum, zıplıyorum üstünde nasıldı bu fal, yani nasıl açılırdı bir kapının kilidi anahtarı deliğe sokmadan önce tüfek omuza deme komutanım, komik oluyorsun omuzum olsa başka şeyler yüklerdim [...]
krallara yakışır asılmak bir tüyün usulca düşüşü yere gibi sessizce gelir karanlık son sığınak da terk edilir kediler ölmeden önce üstüme gül koklayan bu kenti bırakırım bırakır giderim, kentler kuşatılırken kuşlar ölürken gökyüzü yalnızdır ancak krallara yakışır asılmak bir tüyün usulca düştüğü yerde peygamberler gül koklamaz, yalan çocuklar büyümek istemiyor işte biz aşınıp küçüldükçe son [...]
ezik bir kuşun kanadını okşar gibi boynu kırılmış bir simitçinin yerlere yayılan tezgahını toplar gibi ibranice sevdim seni değişen bir şey yoktu, aynı sokaklardaydı bata çıka yürüdüğümüz, durup kıyısında kustuğumuz aynı cami avlusuydu, aynı bıçaktı dokundukça parmakuçlarımız ıslandıkça, ağzımız kalınlaştıkça kabardıkça sesimizin ulaştığı yerlerimiz aynı bıçaktı girip girip çıkan yalnızlığımıza kan akmazdı çünkü kandan daha [...]
EK III: DÜŞLER ölüler sessizce çekip gitmeli hayatımızdan bıktım kendimi yaralı bir geyik gibi sırtımda taşımaktan anı defterlerinin arasında kurutulmaktan aslında hiç yaşanmamış olduğunu sandığım o eşsiz yazdan ölüler sessizce çekip gitmeli hayatımızdan o düşü gördüğümü sana söylememiş miydim? o kadar mı aldattım kendimi sana bunca yakınken.bunca yalanken ya- şadığımız tek kişilik oda. odalar. onlar. [...]
-neden yalnızca geçmişin tarihi yazılır? hocam, bir akarsu; adı yeryüzünde olmayan dağlara tutunarak, göğe sürtüp yüzünü beklenmedik denizlere kavuştuğu an su, susalım hocam önce çocuklar konuşsun sonra hep çocuklar konuşsun! tek atışta ıskalanan bütün bilyeleri toplasak hatmileri, begonyaları, yaşlı yüzleri yoksul çocuk kentleri ele geçirilmeden ne olurdu hocam paylaşsak şu ölümü tarih sırra kadem basar [...]
beni yanlış evlerde aradılar, süt dökmüş kedilerin, kapısı kilitli dağların yamacında. gereğinden fazla süren suskunluğun eşiğindeydim oysa. kadınları, kuşları, kendimi. pamuk tarlalarını hiç terketmedim ama. beni yanlış evlerde aradılar, ku- rumuş bir bahçenin duvarında. yüzüne yaz değmiş çocukluğun saflığındaydım, kıskacında. orada. çay içiyordu. sıkılıyordu. hamamda şarkılar söylü- yordu görüntüm. işbaşı yapıyordu çalıntı zamanlarda. oysa geri [...]
yüzümde metresine dantelli don almış taşralı tüccar mutluluğu var yüzümde kırık bir şişeyi andıran yanık izi var baba beni tahrik et yaralı bir kuşun yanına göm beni tek koluyla savaşarak tarihe geçen bir halk kahramanı gibi abart kendini acı dediğin yaşadıklarının izi değil yaşamayı ıskaladıklarındır asıl baba beni ahşap bir ev gibi düşün yıkık dökük [...]
biz seninle ikimiz şubat gibiydik kayadan düşsek ağrımazdı bir yerimiz küçücük bir taş görsek irkilirdik öyle sıkılırdık ki birbirimizden içimiz kalkardı bir şiiri tersten okumak bile anlamlıydı karıncaları başparmağınla ezmek sinek kanatlarını yakmak o günlerde hiç boş kalmayan ama hep yalnız bir otel odası gibiydik seninle boşuna aldatılırdık, boşuna susardık boşuna bakardık çöken bir balkondan [...]
hepimize yeter bu aşk aralık tut kalbini üşürsen temmuz tut, kar tanesinin yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete her aşk taslaktır, tasadır belki de yalnızca 5′i olan bir saate bakıp bakıp ağlamamaktır, tutmaktır kendini boşalırken bile kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan kum saatidir, çingene sesidir, hepsidir. [...]
21 Ocak 1964 tarihinde İstanbul’da doğdu. Salacak’ta şarap içerek büyüdü. Kuleli Askeri Lisesi’ni ve Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi’ni bitirdi (1990). İstanbul’da hekimlik yapıyor. Şiirleri Adam Sanat, Dönemeç, Hişt, Milliyet Sanat, Varlık, Yamaç, Yazılı Günler, Yeni Yaprak gibi dergilerde yayımlandı.