Aşk da gelir peşimize, biz yürüyüp gideriz Kumsalın en ince yerlerine basarak (Çünkü hep eklemlerdedir işimiz: sevgi ve nefret, dostluk ve düşmanlık dayanmak ve çözülmek. Dayanırız denizdeki konserve kutusuna, karpuz kabuklarına, fabrika artıklarına. Dayanırız falakaya, elektriğe, su işkencesine. Çünkü ilerde okyanus vardır, bir büyük, bir geniş, bir ferah. Ondandır ki goncayı sevişimiz tazeliğine değil açışına). [...]
Tag archives for Ali CENGİZKAN
Böyle dedi kaya mezarını temizleyen Rüstem Usta. Taş da çürür. İncir kokuşlu dar sokakları aştınsa, görmüşsündür Kıyıda, küçük bir çocuk taş atıyor suya Taş da çürür. Eğil biraz, paslanmış kıyı babasına tutunarak sark Suyla rıhtımın birleştiği yerlere bak Taş da çürür. Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da Yüreğim [...]
-C.A. Kansu’nun anısına- Küçük şeyleri sevmeliyim, Dedem Ceyhun öğütledi. Çolak amcamın demlediği Bergamut tütsülü çayları, Zından demirlerinde akşam Karanlığı gözaltında tutanı, Ay çevrende dinlenirken Sürmeli kızımın bakışını, Dışarda elleri bahar, İçerde deli eden âşıkları, Simit yemeyi yürürken, Sevdiğimi sokakta öpmeyi, Bir çiçek duruşunda dimdik Kavgada ön safta gitmeyi, Tıkız bebeleri kucaklarken Doksanlık ninemce ağlamayı, Gülü, [...]
Acıyı kim neyler Neyler kasabayı şehirli düşünceler, Acı, yığından bir tel çeker gibi Kayıp gider götürerek kendi nedenlerini. Aşktır, acıyı kim neyler Peçe altında gezer sevişerekten, Ben çok gördüm çok gezdim çok sevdim Gönlümde sen olan kuyuyu bildim. Gönlünde kuyuyla acıyı kim neyler Süzersin acıyı gövdende bırakarak, Tortu atılmaz, yanık onmaz, toz yunmaz Çıkrık çalışır [...]
Haydi gel, bir kere daha deniyelim, Mutluluk hakkını kaptırma başkasına. Solfasol otobüsüne binelim sıkışıktır, Yakın olmanı istiyorum bana. Asu gel, bir kere daha deniyelim. Bu otobüs en kalabalık, en coşkunu, Yollarda hemen her gün kaza, Ama olsun, biz yine ona binelim. Şöyle geç, hem biraz daha sokul, Duymak isterim o kızoğlan kokunu. Senin ellerin ne [...]
Yitik adalardan uçurdum son uçurtmamı. Güllerin kırmızısı, tek olsun, bir de beyaz, Niye papatya getirmezler anlamam. Son bir kokladım memleketin dağlarını, Kalmak istesem de artık kalamam. Son kez seviştiğim kırlarda o yaz İstesen de yapamam, isteme unutmamı. İstesen de yapamam, isteme unutmamı. Kırkbeş mi, bir gül daha, elli olsun, Bu yıl güller biraz daha pahalı. [...]
Ertuğrul için Bugün yine bir arkadaşı vurdular, Gözlerimle gördüm,—————- ————. ————— ——— ——— ———— Kulaklarımla duydum, onlar emir verdi, Bugün yine bir fidana kıydılar. Yapılan aramada ele geçen silahlar, Otuziki adet normal menzilli kitap. Çiçeklerimi sulayın, begonyalarım diri. Şiirler, sayfalar dolusu şarkılar, ————- ———- yetecek miktarda. ————— ——– ——— ———–, Çiçeklerimi yemeyin, sapıtmış biri. Ankara, [...]
Herşey yerli yerindeydi, masalar, sandalyeler tabldot tepsileri, tabaklarda yemekler Tütüyordu hâlâ. Kabukları soyulmuş bir portakal Duruyordu orda, üstünde bir kızın parmaklarının sıcaklığı yanında yarım bardak su havada gülüşmeler, çatal bıçak sesleri… Herşey yerli yerindeydi, ve kuşkusuz onlar da Toplamışlardı işlerine gelenleri ve gelmeyenleri, afişleri, pankartları, duvar gastelerini kırık camları, kurşun kovanlarını, sopaları kanlı bir ayakkabı [...]
Bir aşkı şiddetlendirmek olabilir mi Bir sesi, bir bakışı, bir sarılışı Ayaklarımız yerdeyken ama, suda Ya da salda gidiyoruz ırmak ağzına Ağız dediysek o da bir çağrışım, içinde Hurma kokusu bir dil taşıyan, gökdil Gözlerinin renginde bulutlar gibi Durmadan yer değiştiren, ama yürek Bulur ya diğer yüreğin atışını, hızla Kırk yıl, kırk yıl sonra döndüğünde [...]
Taş düştüğü yerde kaya Taş düştüğü yerde gömülür bir boşluğa Hey nöbetçi, bu kör karanlığa Dokun, yansın ellerin, yansın ellerin. Ellerinden dudağına ve ağzına taşan o meyve Kırların ürperişi gibi gözlerinden her an geçen istek Gidiyorsan gidersin, odalar geride kalır Bırak şu ellerini, menekşeleri, ölümü; bırakırsın. Ölüm babamdı ceplerinden hergün birşey çıkan Küçük bir gönye, [...]
Kaç kere yanaştın bu minyatür iskeleye Kaç kere bağlandın ve çözüldün, saçlarınla Kaç kere lastiklerin ezildi, palamarın koptu Kaç kere düdük çaldın, bir çocuk istedi diye Kaç kere öptün o kızı, dudağının üstünden Kaç kere sarıydı içerisi, sıcak ve rahat Kaç kere çarptı yüzüne o tuzlu yağmur Kaç kere yanaştın, eli yanağında sandın Kaç kere [...]
Bahçe tarumar. Ama gözler önüne serilen Görüntünün sesi mi olmalı sözler? Serçe Cıvıltıları, çan sesleri, at pislikleri, Rüzgârın kuru yapraklarda bıraktığı Hışırtı yapışıyor sanki yirmi yıldır Kullanılmayan bahçeye, babanın ölümüyle. Toplumsal arkeoloji mi ırgalayan beni Tahrik eden, edilen bir leş kargası gibi? Meraklıyım. Budanmamış güller çılgın Palmiyelerin kuru dallarının altında, Kendiliğinden ölen çiçekleri toplanmamış Zakkumun. [...]
Düşük yoğunluğa dayanamayan sıvı Gibi,bulaşıyordu güvertedeki herkese: İsrailli karı-koca bedava iş tatilinde, İranlı ana-kız, esmer güzeli, tesettürsüz Mutluydular, bebekli Fransız çift gibi, Ağızlarında sürekli sarı diş ve sigara Çiğneyen, çiğneyen ve çiğnenen iki kaptan. Ben Raşit, memnun oldum, ya siz? Yahudi olan sarışın ‘güzel’ başbakandan Haberli: Ben Raşit, türküm ve müslümanım Basına ulaşmak istiyorum, Türk [...]
İçten içe nasıl ses verir insan kutusu Patlar sızan bir gaz ya da tortu Nedir bu, içimizdeki müziği arıtan Taşıran dışa, taşıran son damla, dışa Bir teni yatıştırmak gibi bir tenle Bir bedeni yanına koymak için başkasının Geçmiş, gelecek, gelenek arasına İnsanın camına, cam yoldaşına Bırakın kuramı, bugün var yarın yok Bu ince billur kabı [...]
Ve canlıymışçasına, hergün onu sulardı. Yağız tenindeki su buharlaşsın diye Düğmeleri en bıçkın küfürlerle açardı: Çiçekçiydi, yaprak bitlerini öldürmeyen. Fotoğrafçı, savaş yıllarına rötuş yapan. Meddahtı, her akşam eve gülücükle gelen. Kumraldı, çocukları hep karısına çeken. Uzun boylu, kendisine palto diktirmeyen. Sebzeciydi, domatlarını hiç yemeyen. İşadamı, hasırdan başka minder bilmeyen. Dindardı, ezan okunurken rakı içmeyen. Gözlüklüydü, [...]
I Bütün gün kırlarında dolaştım yurdumun Oynak tepelerinde, ayartıcı ovalarında. Bütün gün kırlarında dolaştım senin Bir avuç toprak arayarak, boş, serin Oysa ne kadar anlamsız tarihsiz bir toprak Tarihsiz bir ev, tarihsiz bir insan aramak, Bazı şairlerden sonra geçti artık Geçti artık bazı şeyleri anlatamamak İşte bir sürü bitki, adını bilmediğim Kuzukulağı, devedikeni, ısırganlar yanında [...]
sunu Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından değil: İnsan Ankara’da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara’da: Çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa. Çünkü dereler sığdır [...]
Yıkıcı dost’a Gel de yürürken hiç konuşmayalım Bir yanımız güvercinler, parke taş altımızda Bırak Çıkrıkçılar Yokuşu orda dursun Nasılsa vur emri çıkartıldı adımıza. Nasılsa biz demeyi öğrendim, nasılsa Şimdi ben dedikçe de sen geliyorsun aklıma. Dünya bizim dışımızda, nesneler dışımızda Konuşmak anlamsız, vur emri var hakkımızda. Sevgiler de vurulur, bunu biz biliyoruz Nesneleşen sevgilerle, yüzükle, [...]
Dökmekle kendini yükümlü sanıyor, zafer! Çünkü her kapının ardında bir küçük kuş öter, Her paspasın altında bir anahtar, büyüklüğünü Onu bulan anlar. Tanınmamış gibi davranmak Nedense karanlığı deler sanılır… Oysa ter Kan ve karanlıkla birliktedir hep, birlikte ve El ele gezer yarasalarla, bağda, vınlayarak Kulakların dibinde, çünkü bilir onlar, mekânın Her gece yeniden açıldığını, her [...]
29 Ekim 1954 tarihinde Ankara’da doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Koleji’nde tamamladı. 1978 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimari bölümünü bitirdi. Bir süre serbest mimar olarak çalıştı, halen aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışıyor. Türkiye Yazıları ve Yarın dergilerinin yazı kurullarında görev aldı.Şiirlerini ve şiir üzerine yazılarını 1977 yılından bu yana Adam Sanat, Broy, Gösteri, Kavram-Karmaşa, Kitap-lık, Küçücük, [...]