1935 yazında nazım/sare teyze piraye hanım bir ıhlamur ağacının gölgesinde bir fotoğrafa döküldüler. ilk kez yansıyor yüzleri dizelerime bir haziran sabahını tazeliyor zaman kollarında savrulacağı yıllar serilmemiş ufkuna nazım’ın ne çankırı ne bursa ne ölümü yenmek karadeniz’de yer almamış şiirlerinde aşkları yedeğinde ömrümüzün. sare teyze hasır koltukta yüzünde ışıltısı gençliğin saçlarında yapraklanan bir demet güneş [...]
Tag archives for Ahmet ÖZER
Günler Hüznü yüklenip Ağır prangalar gibi Sancıyı taşıyarak Uçsuz bucaksız gökyüzünün altında Bizlere Dev parmaklarıyle Gelecek getirdiler. Günler Ayrı düşmeyi sevdiğimizden Sevdiğimiz çocuğumuza dokunamamayı Açık sarflarla mektuplar göndermeyi Öğrettiler. Günler Tanık oldular ölümlere Gördüler vurulup öleni Öldüreni Hayatla taşınan ölümü Ölümle başlayan dirimi. Günler Oldular en büyük lokomotif Acımayı öğrenmeyen tarihe. Ahmet ÖZER
aşk eskidi/yollar uzun bir dalga kırıldı yüzümde kar sesinde uçan çiçek yüreğimde gülüşündür sevgi bitmez/düş yaşatır. bir gün olur gurbet başlar saat durur/deniz biter sesim aranır yılları ömrümüz bir yangın yeri çiçek solar/bulut kaynar. söyle yüzüm/tanığımsın kaç bahara göğüs gerdin bir çocuğun sevincini gidişini bir babanın tarih yazar/dünya okur. şiirim bir atardamar yaşıyorum dizelerde gömleğimde [...]
önümüzde sonsuzluğu toprağın taşları ve dikenleri ve gökyüzünü iterek girdiğimiz düşünceden bir gölge kalıyor geride simsiyah saçlarını rüzgâra vermiş uzun koşucu tetiği düşmeye hazır bir yüreği dayıyor kısacık ömrüne dolan güz güneşine yağmur yağıyor bütün zamanlarına dünyanın bir taş kemerin altından geçiyor koşarak kemer bir gökkuşağıdır/yedi rengin kilimini taşıyan otlar rüzgârın ellerindeki beşikte toprak güneşe [...]
şimdi burdaysak bir yanımızla bir yanımız savrulur dünyanın bütün ırmaklarıyla ilk hecesinde ışırız yaşanacak günlerin taptaze sesin içinde trenler yeryüzüne rüzgâr götürür düşlerimizden. bursa cezaevinden uludağ’a bakarız ay vakti konya’dan beyşehir’e pancar taşıyan ağır kamyonlarla gül tadında bir sabahın güzelliğine dökülürüz fırat’ın güneşli buğdaylara yüz süren suyuyla akarız güneye gözlerimiz kapatılır üstüne çizgi çizilir adımızın [...]
ayakkabıları büyüktü annemin onlarda yorgun ayakları uyurdu gündüzün uykuyu unuttuğunda gözleri. oysa uyurken onlar uykusuzdu kapı eşiğinde savrulan suyun sesini yağmurun dinmeyen şarkısını sürülerin getirdiği akşamları dinlerdi. ayakkabıları büyüktü annemin küçükken onlarda yüzerdi ayaklarım. uzaklara götürürdü beni annem aklıyla saçlarımı vermek isterdim rüzgâra ardından soluksuz koşarken ayakkabıları tökezletirdi yürüyüşümü hüznün ilmekleri dokunurdu düşlerimde. yürüyüşüm eşitlendiğinde [...]
göle bakan dağın ufkunda bir kadın uzanır iki canlıdır suya en güzel ninnilerini bırakır her gece ay hazar’a dökülürken. kimler geçti bu ovadan atları eyerli bir ağıtın yakıcı sesini katarak günlerine nehre bakan bir çift göz olur her sabah ovanın kapılarını çalan bekleyişlerde fırat bir bozkırın göğsünde dinlenir gökkuşağının büyüsüne kanat gerer alıcı kuşlar ak [...]
yürüdüm gecenin bir yerlerine tutunarak gökyüzünü dolduran yıldızlar altında kalbim suçlanışın akıp giden çağlayanı ellerimde okunmamış mektuplar mürekkep izleri gecenin geç bir vaktinde uyandırılmak. kanı çekilmiş yüzlerin/ ağıtların ortasından kıvılcımlar dağıtan gözlerin erken gidişlerin şafağın teri alnımda dilimde buğulu sözler. çatlıyor bulutlu gökler köpüren ırmaklar kuşlar bahar nakışını kazıyor dağlara bir söz tufanı sevincim yüreğimde [...]
gece yarısı bir el dokunuyor soluğuma bir aşkın kan damlası karışıyor yağmura kitaplardan yüreğime dolan gelincikler güneşli papatyaları seyreyleyen turnalar bir yelkenli açılıyor alnımın çatısına. sizlerin gençliğini taşıdım kanımda ey güzel çocuklar sesime ses katanlar şimdi renklerle savruluyorum ardınızdan adlarınızı unutmadım/yüzünüz silinmiyor aklımdan. sevincim bir çığlık gibi savruluyor dünyaya kelebek kanatları/kuş sesleri dökülüyor gömleğime bir [...]
pencereyi açtım elma ağacı serçe cıvıltısı ve kedi güneşle döküldüler sabaha. döküldü birdenbire yüzümün aynasına leylak kokusu ateş rengi bahardalı gölgesi göle yansıyan karlı dağ. bahar geldi dedim ak bir buluta kırlangıçların göğü biçişine bakarak. Ahmet ÖZER
bir kapının bir yüzü gökyüzüdür bir yüzünde ağıtı gizlidir tüm annelerin. içerde biçilen sözcükler çınlar/süt kokan ağızdan bir bebek uzun yolculuğuna çıkar uykunun ufkunda sobanın parlayan alevleri resmini çizer yalnızlığın içerde sözcüklerin masalları dokuyan sıcaklığı seferberlik trenleridir cephede kalanları anlatan. içerde begonyanın damarlı yaprakları bir haritayı tamamlar duvarda türküler içmiş bir saz salınır akordlu telleriyle [...]
ürktü içimdeki kuşlar bir katar kanat sesi yıkadı haziran göğünü yüzün bir buluta giriyordu o an boynunu vermiştin bir çağlayana bir tutam kırmızı saç uçuşuyordu karanlığın parmaklarından. gövdemiz bir alevin rüzgârında dört nala sesimizi gezdiren meydanlar bir güzelliğe açıyor yelkenlerini; heyamola. şimdi bize biçilmiş ömürleri yaşıyoruz en güzel günlerimizi bırakarak ardımızda. Ahmet ÖZER
19 Ocak 1946 tarihinde Maçka (Trabzon)’da doğdu. Trabzon Lisesi’ni (1964), Fatih Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü (1967), Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli öğretim kurumlarında 29 yıl Türk Dili Öğretmenliği yaptı. Halen Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Yıllardır, Kıyı ve Bilkent 4 Mevsim dergilerinin sanat yönetmenliğini sürdürüyor. [...]