Nasıl istersen öyle dinle, bakın: Dalların zirvesindeyiz ancak, Yarı yoldan ziyâde yerden uzak, Yarı yoldan ziyâde mâha yakın. Ahmet HAŞİM
Tag archives for Ahmet HAŞİM
Bir Acem bahçesi, bir seccâde, Dolduran havzı ateşten bâde… Ne kadar gamlı bu akşam vakti… Bakışın benzemiyor mu’tade. Gök yeşil, yer sarı, mercân dallar, Dalmış üstündeki kuşlar yâda; Bize bir zevk-i tahattur kaldı Bu sönen, gölgelenen dünyâda! Ahmet HAŞİM
Şu bakır zirvelerin ardından Bir süvârî geliyor kan rengi. Başlıyor şimdi melûl akşamda Son ışıklarla bulutlar cengi! Bir bakır tasta alev şimdi havuz, Suya saplandı kızıl mızraklar. Açılıp kıvrılarak göklerde Uçuyor parçalanan bayraklar! Ahmet HAŞİM
Dönsek mi bu aşkın şafağından Gitsek mi ekaalîm-i leyâle? Bizden daha evvel erişenler Ağlar bugün evvelki hayâle. Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek Düştüyse gönüller bu melâle? Bir eldir ufuklardan uzanmış Zulmet bizi çekmekte visale… Ahmet HAŞİM
Âteş gibi bir nehir akıyordu Rûhumla o rûhun arasından Bahsetti, derinden ona hâlim Aşkın bu unulmaz yarasından. Vurdukça bu nehrin ona aksi Kaçtım o bakıştan, o dudaktan, Baktım ona sessizce uzaktan Vurdukça bu aşkın ona aksi… Ahmet HAŞİM
Denizlerden Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin. Bilsen Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin! Ne sen, Ne ben, Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ, Ne de âlâm-i fikre bir mersâ Olan bu mâi deniz, Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. Sana yalnız bir ince tâze kadın Bana yalnızca [...]
Karaosmanzâde Câvide Hayri Hanımefendi’ye Zannetme ki güldür, ne de lâle Âteş doludur, tutma yanarsın Karşında şu gülgûn piyâle… İçmişti Fuzuli bu alevden, Düşmüştü bu iksir ile Mecnûn Şi’rin sana anlattığı hâle… Yanmakta bu sagârdan içenler, Doldurmuş onunçün şeb-i aşkı Baştanbaşa efgân ile nâle… Âteş doludur, tutma yanarsın Karşında şu gülgûn piyâle!.. Ahmet HAŞİM
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak, Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta, Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta… Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller; Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller, Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta, [...]
Yârin dudağından getirilmiş Bir katre âlevdir bu karanfil, Rûhum acısından bunu bildi! Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer Kızgın kokusundan kelebekler, Gönlüm ona pervâne kesildi… Ahmet HAŞİM
Akşam yine toplandı derinde… Cânân gülüyor eski yerinde Cânân ki gündüzleri gelmez Akşam görünür havz üzerinde, Meh-tâb kemer tâze belinde Üstünde semâ gizli bir örtü Yıldızlar onun güldür elinde… Ahmet HAŞİM
Bir gamlı hazânın seherinde Isrâra ne hâcet yine bülbül? Bil, kalbimizin bahçelerinde Cân verdi senin söylediğin gül! Savrulmada gül şimdi havâda, Gün doğmada bir başka ziyâda… Ahmet HAŞİM
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle, Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb Oklar gibi saplanmada kalbe, Düştükçe semâdan yere meh-tâb… Bûseyle kilitlenmiş ağızlar Gözler neler eyler, neler işrâb; Uçmakta bu âteşli havâda Vuslat demi bir kuş gibi bî-tâb… Ahmet HAŞİM
Yorgun gözümün halkalarında Güller gibi fecr oldu nümâyân, Güller gibi… sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nâlân; Gün doğdu yazık arkalarında! Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i’lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam; Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine [...]
Gün bitti. Ağaçta neş’e söndü. Yaprak âteş oldu. Kuş da yâkut. Yaprakla kuşun parıltısından Havzın suyu erguvâna döndü. Ahmet HAŞİM