Şimdi melûn bir gecedir. Bir nöbetçi kürkü gibi simsiyah ortalık, ve görünmez, garba giden yollar. O görünmeyen yollara, dokunaklı bir yağmur yağıyormuş gibi, yorgun ayak sesleri dökülmektedir. Hepsini tanıyorum onların. Aynı topraktan buğday yediler. Aynı topraktan taşıdılar saadeti harmanlara kucak kucak Ve söylediler aynı türküyü; güneşin karşısında gerinirken, bir zerresine bile en harikulâde bir tebessümden [...]
Tag archives for A. KADİR
Tekmil haklar alınır. Tekmil hürriyetler kısılır. Tekmil köşe başları, tekmil kapılar tutulur. Gökyüzü tıkılır dört duvar içine. Bütün bunlara karşı, dümdüz, apaydınlık kalır seni bana getiren yol. A. KADİR
Mısır ekmeğini, yoğurdunu yedi elma ağaçları altında Hacı Mercan köyünün. Suyunda yıkadı çamaşırlarını pazar günleri. Ve göl gibi gözlü insanlarıyla ahbap oldu. On iki nöbetini bekledi çok gece yol ağzında. Eh artık, yol göründü, gitmek düştü gayrı. Çok görmeyin acele ettiğini, çocuklar, terhis olmuş, cebinde teskeresi var. A. KADİR
Tezkere var, emir gelmiş, dediler. Hafikli Zeynel’ le Zileli Saim bizden müjde istediler. Traş olduk. Giyindik gri, lacivert renk renk esvaplarımızı. Sonra haber geldi, hazır olun, diye, yolculuk akşama. Ve Maksut çavuş, son cigarasını ikram etti ayrılırken, bir senedir kavgalı olduğu adama. A. KADİR
“Cephedekilere ithaf ederim.” Şimdi sen; yolda yolcu, denizde rüzgâr, gökte ay yürürken, kimbilir neler düşünürsün: Elinde ağ, başında kasket, — bir tasavvur et ufuklarda hürsün. Anan; değneğine dayanmış, kolunda bir bağ sepeti, kilise yolundadır. Baban; dudaklarında gemici türküsü, saçlarında rüzgâr, birşeyle meşgul. Bakarak başı üstünde uçan martılara, hiç kimsenin düşünmediğini söyler mavi göklere doğru bağıra [...]
Bir kurtuluş savaşını anarak Gece saat on. Nöbetteyim. Toprağın üstünde geceyi kara bir kabuk gibi hissetmedeyim. Ve kuşlar kadar hafif vücudum, içerim rahat. Yorgun bir asker gibi serildi uykuya hayat. Gece saat on. Nöbetteyim. Ne olur uzatsalar nöbetimi aylarca! Böyle ta barışa kadar, ihtiyar anacığımı düşünmeden, memleketimin türkülerini söylesem içimden! A. KADİR
Kaldırınca tabancasını Nişan almak için sarı saçlıya Parıldayıverdi gözleri Koru kendini Kırlangıçlar uçuştular Korkudan çığrışıp Kanat çırparak koru kendini. Hadi söyle bana müziği seversin sen Nasıl çalar insan hapishanede Ağrılardan, sızılardan sonra Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle. İşte nişan aldı tam Kemanının üstüne Iskalamaz iyi nişancıdır Koru kendini Ama teller gene şakıdılar Doldular havayı titrek titrek [...]
Tekmil koğuş uyudu şimdi. On bir nöbetçisi, belki dört defa saydı uyuyanları. Sonra kendi kendine bile görünmeden, o kadar yorgun ve bitkin yere çöktü. Artık herkes başka uykuda. Hüseyin onbaşı, çıplak yolunda yürür Avanos’ un. Beyşehir’ li Ahmet, bir tas ayranla çıkarır yorgunluğunu talim yerinin. Nalbant İsa, bir dağ ortasında oturmuş, ev ekmeği yer. Maksut [...]
Tekmil koğuş uyudu şimdi. On bir nöbetçisi, belki dört defa saydı uyuyanları. Sonra kendi kendine bile görünmeden, o kadar yorgun ve bitkin yere çöktü. Artık herkes başka uykuda. Hüseyin onbaşı, çıplak yolunda yürür Avanos’ un. Beyşehir’ li Ahmet, bir tas ayranla çıkarır yorgunluğunu talim yerinin. Nalbant İsa, bir dağ ortasında oturmuş, ev ekmeği yer. Maksut [...]
İnsan kuş kanadında gelen yazı. İnsan arı su, insan ak süt. İnsan yemyeşil uzanan bahçe. İnsan kum, insan çakıl taşı. İnsan yiğit, insan dost, insan sevdalı. İnsan kancık, insan ödlek, insan hergele. İnsan kocaman, dağ gibi. İnsan parmak kadar, küçücük. İnsan alın teri, insan lokma, insan kan. İnsan solucan, insan sülük. İnsan kuş kanadında gelen [...]
İnsan kuş kanadında gelen yazı. İnsan arı su, insan ak süt. İnsan yemyeşil uzanan bahçe. İnsan kum, insan çakıl taşı. İnsan yiğit, insan dost, insan sevdalı. İnsan kancık, insan ödlek, insan hergele. İnsan kocaman, dağ gibi. İnsan parmak kadar, küçücük. İnsan alın teri, insan lokma, insan kan. İnsan solucan, insan sülük. İnsan kuş kanadında gelen [...]
İnsan kuş kanadında gelen yazı. İnsan arı su, insan ak süt. İnsan yemyeşil uzanan bahçe. İnsan kum, insan çakıl taşı. İnsan yiğit, insan dost, insan sevdalı. İnsan kancık, insan ödlek, insan hergele. İnsan kocaman, dağ gibi. İnsan parmak kadar, küçücük. İnsan alın teri, insan lokma, insan kan. İnsan solucan, insan sülük. İnsan kuş kanadında gelen [...]
Kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç, insan mısın, bu pazarda mısın, iki pula mısın, kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç. At denize kendini, git boğul. Düş bir kör kuyuya, ordan çıkama. Bir kere dön ama, bir geri bak, şu kolu gör bir kere, şu kolu, pisliğin, sürünün içinden uzanan [...]
Kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç, insan mısın, bu pazarda mısın, iki pula mısın, kaç bu kokudan, kaç bu pislikten, bu sürüden kaç. At denize kendini, git boğul. Düş bir kör kuyuya, ordan çıkama. Bir kere dön ama, bir geri bak, şu kolu gör bir kere, şu kolu, pisliğin, sürünün içinden uzanan [...]
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular, rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın, senin etinden, tırnağından ayrı, senin kokundan uzak. Benim güzelim, benim ceylan bakışlım, benim kafamın ateşi, ve yüreğimdeki. Mümkün mü şu anda rüzgar olmak, kuş olmak, şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana, sana tuzlu badem, kabakçekirdeği. Şu anda hiç bir şey mümkün değil. [...]
Bizim hiç bir hürriyetimiz yok, Hiç bir hürriyetimiz, Ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek, Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi, Ben burda en büyük çileyi doldurayım, Ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç. Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur, Ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım. A. KADİR
Çok olun, çocuklar, çok olun, yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce. Daha çok olun, daha çok olun, yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun. Bu dünya ne tek tek yaşamakta, bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde, bu dünya ne parada, ne pulda, ne kalleşlikte, ne zulümde. Bu dünya aşkın içinde, alın terinde. Çok olun, çocuklar, çok [...]
Çok olun, çocuklar, çok olun, yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce. Daha çok olun, daha çok olun, yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun. Bu dünya ne tek tek yaşamakta, bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde, bu dünya ne parada, ne pulda, ne kalleşlikte, ne zulümde. Bu dünya aşkın içinde, alın terinde. Çok olun, çocuklar, çok [...]
Cibali dendi mi aklıma siz gelirsiniz, kadınlar, kiminizin beş çocuğu, kiminizin nar gibi yanakları var, kiminiz kocasız kalmış, kiminiz ihtiyar, kiminiz daha körpe henüz. Bana umulmadık, eskimiş türküler düşündürür siyah başörtüsü altında yüzünüz. Parmaklarda tütün kokusu. Tütün kokusu pazen entarilerde. Biriniz ekmek alır fırından, biriniz durmuş öksürüyor ilerde, geçiyor bizim mahalleden biriniz. Cibali dendi mi [...]
Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım. Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek. Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık. Nerde yalan dolan gördüysem kızardım. Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan. Ardına kadar açtım çocuklara kapıları. Dostluklar boy attı yeryüzünde, dostluklar orman orman. Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı. Yürüdü dağlardan ovalara doğru gümbür gümbür bir deli su, yıktı bu su önüne [...]
Seni bir gün çekip aldılar topraktan, benzedin köksüz bir ağaca. Önce öğrettiler sana uygun adımı, sonra büyük şehirlerini gösterdiler Avrupa’nın. En muazzam saraylar karşısında bile sen evini unutmadın. Varşova’da kaputun kaldı, Dunkerk’te arka çantan. Düştü bütün fotoğrafların Sivastopol’da. Bir şafak vakti Paris’te bıraktın zavallı yüreğini, kurşuna dizilenler karşısında. Lanet okusunlar sana bırak, iyi bir asker [...]
Cansel’e Alır seni korum damla damla suyuma, ekmeğime, aşıma, kaygıma, sevincime, acıma, umuduma, sabrıma, gücüme. Alır seni bölerim parça parça, dağıtırım topraklara, denizlere, geceye. Açılır her sabah kapılar gözlerinde, girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye. A. KADİR
Cansel’e Alır seni korum damla damla suyuma, ekmeğime, aşıma, kaygıma, sevincime, acıma, umuduma, sabrıma, gücüme. Alır seni bölerim parça parça, dağıtırım topraklara, denizlere, geceye. Açılır her sabah kapılar gözlerinde, girerim ışıltılı, yemyeşil bir bahçeye. A. KADİR
Asıl adı İbrahim Abdülkadir Meriçboyu’dur. 1917 yılında İstanbul’da doğdu, 1985 yılında yine İstanbul’da öldü. Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi (1936). Ankara Harp Okulu son sınıfındayken, Nâzım Hikmet’in bu okulda propaganda yaptığı gerekçesiyle açılan davada yargılandı, on ay hüküm giydi, okuldan çıkarıldı (1938). İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girdi (1941). Tan gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Arkadaşlarıyla Yürüyüş dergisini çıkardı. [...]