yaşamım eğreti bir ev taslağı karalanmış kağıtlar üzerinde temeli olmayan. yaşamım yapayalnız kalmış ölümcül bir eylem düşünülmeden kurulmuş devrik cümlelerin ortasında. yaşamım bir tanrı hüznü yaptıklarının yarattıklarının umursanmazlığına. yaşamım kuyruksuz bir sokak itinin kendini kuyruklu gördüğü yalancı bir rüya. aslında benim yaşamım da sizinkisi gibi nereye çarpacağı belirsiz yuvarlanıp giden bu küçücük dünya başka birşey [...]
Archives for Eylül, 2009
giderken hep bekledim belki basarsın diye kenarlarını bir göçerin işlediği gölgemin sürüklenen eteğine Barış GÜLTEKİN
*saçları gece yüzü gündüz bir kadın’a kıyıma vuran son dalganın getirdiği beni kuşlardan daha çok seven saçlari gece yüzü gündüz bir kadın tek anlamlı yeri gözleri ile sıkılmamış gülücükler mandallıyor gözlerime bir sevişme sonrasında kendine güvenen ellerinden fısıltılar içinde yatağa soğumuş papatya yaprakları düşerken. en kenarına çekilip bir aşkın üzerine “sevmiyor” kazıdığım elinden yüzsüzlüğüme süzülen [...]
Kadın, kardın yağan sıcağımın üstüne. Kabaydın, ama eridin. ERDİRDİN ve gittin… Kanıksadım. Fakat bir hayli kadınsadım. Barış GÜLTEKİN
*umutsuzum’a Zaten bir otobüs zıplamasında tutabilmiştim elini düzünden okuyorum seni ; kAçaK çevirip tersinden ; KaçAk. Barış GÜLTEKİN
*baba’ma ve baba’mın kuşağına Silebilmek için elemi bu ağılı meyhaneden ve devirip her masayı aşık olabilmek için dans eden o kızıl saçlı sonbahar kadınına çok değil antik,kırmızı,sağlam bir şarkı ve bir yaprak düşüşü zam/lı an/dı istediğim sizden. Barış GÜLTEKİN
yuvalarında dönüp duran kızıl ve yabanıl iki göz etraf. sürtüşmeden palazlanan alevin ortasındaki simsiyah ürkek bir hayat benimkisi. zaman o hayat ile tezat. ve denilebilecek tek şey ‘dönmesene dolap’ Barış GÜLTEKİN
odam dört renk. dört duvar yıkılası odam. seçtiğim yüzümü astığım bir tanesini, anlamsız bir kırmızı duvar. emirsiz bir ‘hazır ol’ ile dikiliyorum kıpırdamadan karşısına. bekliyorum…… bekliyorum…… b e k l i y o r u m………… ve aniden ve ivedi savuruyorum avazımı suratına bir gürz gibi neyi sevdiğimi mandallıyarak sapına. sonra mı?? dingin bir rüzgarın [...]
geceleri harcadığım bir banknota yazarım seni daha ben uyanmadan vitrinini her sabah azat eden $arabi yanaklı bakkal amcam anlayamam ne(r)den bulup getirir geri. Barış GÜLTEKİN
ayı çalan ellerim yeltenirken aya çalan göğüslerine masa üstünde mumu eskitiyordu zaman haylaz bir çocuğun ezberinden okuduğu şiir gibi virgülsüzdü yakalayamadığımız o AN Barış GÜLTEKİN
uzak tanıklarıyız kulağımızda seken hayatların … matarasında damlasız çöllere serilmiş adamlardık gözlerinin ferine bu şehrin yeni surlar dikmeye sevdalandık demirci zırhlarımıza giydirdik sabrı kalkanlarımıza çığlıklar sürdük de sıyrılamadık yüzümüzdeki esmer lekelerden tanıklarıydık uzak cinayetlerin görülmeyen gömülmeyen cesetlere ağlattık gözlerimizi uzak durdu sıcaklığı yeminli dillerin şehirler batıyordu şehrimiz, batacağı sabaha geceden bakıyordu duyulmuyordu içimizdeki matem metamatiksel [...]
parıldayan bir diyardı avutulan çığlığımı bırakıp göğüne ellerimi uzatamadığım boynuna loş bir zamandı sunulan sedef kemerinin sırtı dönük siyahlığında yaşadım boyuna yosun sürüldü suyundan ömrünü tüketti balık dökülen pullarla yanardağın sönmüş tanıklığıyla ovada yel, tende ateş unutuldu bitti toprak yeni bir adres yaratarak çorak sokakları terk edip eski duraklara gitti toprak ve kendimi bir tutuk [...]
sesinin kokusu var şiir parlatan ince parmakları gerekçeli bir rüzgârın tende belâgat burcusu dünyayı hep unuttum bütün dillerini yuvarlanmış karanın suyu şiir bildim susuzluğu aşk nedensiz bir terk edişti suya aşınmak eskiciye devredilen kullanılmış ırmak kirpik gibi kardeş gibi sessizce döküldükçe göğsüne ormanın anneyi yakan uzun esmerlikti sesinin kokusu var kalbimi titreten mahcup itibarı boşluğu [...]
“bir çöl bitkisinin susamışlığıyla özlüyorum seni” diyen Gioconda Belliye geceye okşanan ruhumun gizemle vurduğu çanla ışıyor gün teninin beyaz yamacına sen yine de sevme beni sevildikçe çünkü daha da iniyorum yalnızlığın bazaltına akrep zemheri bir uğultu gibi dönüyor kulağımda özsuyun dalgasını yutan şehveti hayatın buğusuyla soyunuyor beyaz imgene şehrin bütün gölgelerinde yaklaşan kuytuluğu ayaklanıyor eylülün [...]
krizantem taçyaprağında çıldırtan kışkırtıcılık katıyor kokusunu çok parmaklık arasından kıvrılan sokağa kökünden çekilen bütün dostlar geride kaldı gecenin çoğu tohumla serpilen yalnızlıkta dışarısı eylül kokuyor gök olabildiğince mavi birkaç işçi sarıyı kolluyor ekmeğe geçmek için bakir bir sürü sızıyor bulut tarlasına canı kanadında kırık asfaltla açılan öteki meydanda yine ıslanıyor rötarlı umut çaresiz bir başkaldırı [...]
saatlerdir yağıyor eylül bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi ağır damlalarıyla iniyor toprağa saatlerdir yağıyor eylül çılgınca toprağı demleyecek birazdan o ıslak kokacak saçların her gün gibi yenibaştan saatlerdir yağıyor eylül düşüyoruz utanmadan sonra iğrenmeden üşüyoruz ırmak kabarıyor ölüm açıyor ekmek gibi bölüşüyoruz saatlerdir yağıyor eylül seni diyorum kendime denklediğim aydınlık bir sokak gibi içime işlediğim [...]
1 köle efendi ve köklerin hükümdarı engin toprak işte böyle bilcümle senin için yenileniyorum devrimin borçlu sırtında açan bahar soyuna 2 belâ bir çağ kargışlıyor sabahı dört kardeş yaprağın buluştuğu tuz yelkeni renoirde kadınca yalınlaşmak istiyorum kankızıl sularına şu tenimdeki çentikleri birer ikişer silmek büyüsünü yitirmiş bir çocuğun ıslak kirpikleriyle işte böyle bilcümle bunun için [...]
evrenin bütün kıygıları zenci bir tenin sırtında patlayan kırbaç gibi balkıdıkça; sustuk sustuğunuza benzer biraz fazla sıkarak vücudun dişlilerini tiner koklayan bir kuşun iki kanat arası uzadık ağır yalnız ve en yukarıya kadar güvensiz “kendini anlatmalıdır herkes” gülümseyişinin rengini kan gülü anlatacak neyimiz kaldı söyleyecek kimimiz uzak ve yakın tuttuk sonu geldi kavradıkça gelişen kaslarıyla [...]
gençliğim diyor kadın; salındı nazenin bilekleriyle düşler kıvrımındaki dünyada onca fırtına savurdu aşınmış omzuyla zamanın tortusuna ve toprağın ahvaline acındım inleyerek uçmak dedim zerrede ziyan olmak gökyüzüne erişkinliğim diyor kadın; paramparça dolaşırken dalgaların kanattığı kıyı atlaslarında özge gladyatör deniz lalesi topluyordu kalbinin geniş kalibreli gül bahçesine ve olgunluğa fitillenirken barudî saçlarım fanusta çırpınan rüzgârın burgusunda [...]
ateşte kor olup bitmekti dileğim. hayatın; köpüksüz ve huzurlu olduğu bir durgunlukta ani bastıran yağmurla gelen günün ilk ıslaklığına yenilmek evlerde ışıklar sönüyordu çünkü dalda kırılan rüzgâr goncasını tarlaya sunan çiçek gibi geceye devrilip bedenler evlerde ışıklar sönüyordu [ sizin coşkunuz seyirlik bir film gibi vururken şehrin kayalıklarına. temmuz katlanılmaz bir döneme açıyor dilini; basit [...]
1976 yılında Diyarbakır’da doğdum. İlköğrenimime Çorum’da başlayıp,orta öğrenimime Gaziantep’te devam ettikten sonra liseyi Diyarbakır’da tamamladım. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü son sınıf öğrencisiyim. 1997 Kasım ayından bu yana “Evrensel Kültür”, “Kül”, ”Güney”, “Berfin Bahar”, “E”, “Ağır Ol Bay Düzyazı”; genel yayın yönetmenliğini yaptığım “Çorba Kültür Edebiyat” ve diğer bazı edebiyat dergilerinde şiir ve denemelerim [...]
Kendiliğimden şiir yazmadım Şiir yazdırttı kendini Hiçbir seviyi ben bırakmadım Seviler bıraktırttı kendini Kaçmadığıma bakmayın siz Döğüştümse namus deyip Hiçbir kavgayı ben çıkarmadım Kavgaya zorladılar beni Bu amansız yarışa kendim girmedim Soluk soluğa yarışta buldum kendimi Gönüllü katılmadım hiçbirine İstesem de istemesem de yarışa kattılar beni Biliyorum ki yazılan artık yaşanmaz Ben yazmak istemedim Yaşamak [...]
Yanyana geldikçe daha uzak Birlikteyken daha kimsesiz Bir ağırı sızım sızım yeri belirsiz O da yalnız Ben de yalnız Acılar tütüyor bacamızdan Görünmeyen taş duvarlar örmüşüz Duvar olduk kendimize kendimiz Ne yana dönsek Kendimize çarparız Aziz NESİN
Yine yalnız değilim her zamanki gibi Bu Uzakdoğu gecesinde yokluğunlayım Aramızda yirmibeşbin kilometre Sen kıştasın ben yazdayım Sen bir yarısında dünyanın Ben öte yarısındayım Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun Daha da bir gönlümcesin Varlığından bin kat güzel O yalımsal çıplaklığın yalaz yalaz Ve en gizlerden konuşurken ellerin İçimden gelmiyor mektup yazmak demeden Sevişiyoruz yirmibeşbin kilometreden [...]
Kitabımı sana adamak istedim Gözlerine baktım Gözlerin yok Öpmek istedim Yüzüne baktım Yüzün yok Tutmak istedim elini Elin yok Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok Anlat bana bişey anlat Dilin yok Haydi yanyana yanın yok Kitabımı sana adamak istedim Adın yok Güvercin getirdi şiirimi geriye Bu dünyada anlattığın kadın yok …. Aziz NESİN