Archives for Ağustos, 2009

ANLIK GÖRÜNTÜLER'DEN

*** Kör bir ırmağın yordamlayarak yürü- düğü yerde şevke gelen toprak yay- dıkça yayıyor imparatorluğunu. Ateş- li isteğim hızını yenemeyen bir dalga- nın kend i üstüne yıkılması gibi yığı- lıyor üstüme. Sevgilimin apışarasına dokunduğumda ülkesiz rüzgarlar çev- rintisine kapılışım, bozkırda pişen bir üzüm gibi tadımdan çatlayışım kıllarından kılcal damarlarıma akın ediyor. Başım dönüyor, başım dönü- [...]

Aytekin KARAÇOBAN

23 Ağustos 1958 tarihinde Kırşehir’de doğdu. Ortaöğrenimini Ankara’da, yüksek öğrenimini Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Aynı fakültede iki yıl araştırma görevlisi olarak çalıştı; Fransa’da “Fransız Direniş Şiiri” üzerine yüksek lisans tezi hazırladı. 1988 yılından beri Fransa’da yaşamını sürdürüyor.Şiir, düzyazı ve çevirileri Akdeniz, Dize, Düşlem, Edebiyat ve Eleştiri, Edebiyat 81, [...]

ZERRİN'İN GÖZLERİ

seni tanıdığımda istanbul şehri üç boyutlu bir mekândın sarı yeşil tramvayların bir hüzün üç yalnızlık üç keder üç zerrin’in gözleri iki depremler yoklardı yüreğimi kim derdi bana mısın şimdi hafiften bir titreşim hiçbir şey yokmuş gibi kendinle baş başasın yıkılan gökyüzü altında akşamdasın sen sanki izmir sanki ağrı bin yıllık sanrıdasın ve geçmişini ana tek/ [...]

YOLCULUK

1. ağır kampanalar çalıyor ağır ağır haydarpaşa garından kalkıyor tren bin yıllık tünellerden geçiyor duruşu bin istasyonda birden sessizlik sancılı kulak gibi çınlıyor sonra uykularımın dibinden gelen deprem beşikte doğrulmuş adam gibiyim ağzımda sivas işi ağızlık elimde oltu taşı tesbihim kırk yıllık alışkanlık ben ne sarsıntılardan geçtim omzumdan düşmedi hiç ceketim tercan’da bir köprü var [...]

KALBİM

bir dağ başı kuytusunda kırılan çiçek iner senin ırmaklarında yunar çünkü kalbim acıyı sevdaya dönüştürmek hünerin senin Aydın YALKUT

BİR ŞEY

soğur birden/her sabah alacasında şakağının çillerinden öptüğüm şehir bir sızı siner eklemlerine ve akşam yaslı bir bayrak gibi çekilir hüznünün gönderine bir sara nöbeti gelir gibi titrer yüreğin ovsan bilek damarlarını kızgın bir mühür gibi izi kalır ellerinin bulutlar yürür içerlerine gümbür gümbür gümbürder yağmurlu camlara döner gözlerin sonra birdenbire sessizlik dinersin kurumuş ırmaklara dönersin [...]

ALBÜMLERE KARIŞMAK

tahir’de geçidin doruğunda elimi kaldırsam elim görünmeyecek yandaki çeşme mustafa kemal sanlı dinlenmeye bağdaş kurduğunda dağlar kaynak açarak ağırlamış olmalı bu resmi harran’da çektirmişim kar silkeler gibiyim üzerimden güneşin alnında ılgım mı sarmış ya da paldır küldür indim ya dağdan ovaya yeni poz vermeyi geciktirmişim bu en yenisi ama en çok solgunu bir mavna gibi [...]

YALNIZ KARANFİL SOKAĞI

Rüzgârın rengi hazan Yalnızlığa değiyor Bıçak kesilmiş ufuk Kavrulmuş un kokuyor Çocuk gözümde ölüm Suya düşmüş yaralı kuş Düşe değiyor ellerim Umutsuzluğu okşuyor Kuşlar ki en kadim yerli Surlarında eski kentin Giderler bir eski kentten Bir eski kente giderler Güneşin rengi sevda Sesinde papatyalar Çalar yorgun bir zamanı Bulut katarı anılar Parkın sevdiğim yanı bu [...]

VE

Haydi tut ellerimi sıcacık yürüyelim Bulanık bir sonbaharı saçlarına sindirerek Eski coşkular yoldaşı çınar gölgelerine Bastırılmış tutkuların deprem kuşaklarına Hırslı çocukların yürüdüğü sokaklara Al kurumuş yapraklar gibi sakla bu hüznü Ölümle oynayan çocuklardık daha Alaca gömleklerimiz sızıyordu tenhalara İşte yine pencereden atılmış İntihar süsü verilmiş bembeyaz bir yüz Bir kadının sevdasını bıçaklıyor güz Herkes dulbaşına [...]

UZUN HAVA

Dağların şarkısını söylüyorum Günlerden sabah Ülkelerden yalnızlık Elimde acemi bir karanfil Sıcak özlemlere bastırıyorum Ölümün ikindisine uçuşan güvercinler Tutuşturuyor çobançiçeği sevdalarını Saçların şarap kokuyor ellerim tütün Avuç avuç alıç topluyor karanlık gözlerin Sessiz suskun yorgun Bu kimin duvarları bu kimin Penceresiz ışıksız soluksuz Bu bağrımıza çöken çeki taşı Bu balçık karası bu korku bu bizi [...]

TÜRKÜLERLE YÜRÜMEK

Coşkunun yağız atları dörtnala damarlarımda Sarışın elleriyle yüzümü okşuyor akşam Yağmurlu düşlere doğru yürüyoruz Sırtımda cop böğrümde sevda yarası Çiğ düşmüş yapraklara sevgiye ve güzel günlere Karanlık geçiyor yüzümüzden – açlık Sevişen kaplumbağaların çığlığını duyuyoruz Bir türkünün ezgisine uyuyoruz Evlerinin önü üzüm asması Yarimin giydiği hürriyet basması Gözlerimiz gözlerimiz bir çift mavzer namlusu Yürüyoruz böceklerin [...]

NİŞAN

Suların uzak denizlere vardığı yerde Uçsuz zamanlar çiçeği Lanetli zakkum Sağıyor yitirilmiş maviyi ıtırlardan Yüzüm bulutlara boyanıyor Ey çocuk aklım Savruk bir yağmur sonrası İçe kapanış Duyarsızlığı sürüyor üstümüze Sekerek bir küfürden geçiyor pırıltısı Ne yağmur duyuyor sesi Ne pencereler Her şey yarım yamalak Yarım yamalak sevi Bir kadın köpeğini salıyor özgürlüğe Koşup bütün zamanlara [...]

LEVNİ

Her şeyin bir rengi vardır bilirsiniz Özgürlüğün rengini bilir misiniz ya umudun Korkuya boyanmasın yüzünüz Bulaşmasın yılgınlığın karası üstünüze Sevincin rengini hatırlayın bir Hatırlayın çocukluğun şeker pembesini Delikanlı günlerin nar çiçeğini Hayata ısındığımız turuncuyu ve şehveti Sonra kızılın hüzne karıştığı yer Şimdi uzak bir ülkedir nefti hiç gidilmeyen Sarı sarhoştur daima ve yılgındır hep Durmadan [...]

KEDİ

Usulca okşuyor sesi sabahı Güne ulanan bebek uykusu İğdiş sevinçlere hazırlanıyor Usulca geriniyor düş günlerine Eşkiya doğası çiziyor sınırları Sağıyor sevginin memelerini Usulca sofalara sızıyor korkusu Özgürlüğü bilmiyor kuşatılmış Kıyısında hiç yaşamadığı sevda Müstevli ordulardan arta kalmış nefer Yalnız ve içedönük kimi zaman da Usulca çıkıvermiş mısır tarihinden Aydın HATİPOĞLU

DÜNÜ GÜN

Sesimde yalnızlığın tınısı Gözlerim yanıyor uykusuzluktan Suda yağı bitmiş kandil ışığı Uzakta ağlayan çocuk sesleri Dağları deniyorum İsyanın ve hüznün sığınağı Kasvet kesilmiş gökyüzü Dudaklarım çatlamış Usun peşinde yüreğim Elimde kederli eğreltiler Yılkı gölgeleri ufukta Yüzüm solmuş düş bahçesi Yaşamı dölleyen ürperti Kara bulutların izini sürer Bırakıp kuytulara gizini Kırlangıçlar gider Dalından korkular sarkan ağaç [...]

DİLLEŞMEK

Savrulan saçların gibi savurur Uzak iklimlere sesin sesimi Güneşe koşan yağız çocuklar Dilleri yüzyılları soluklar Neler der toynakları incecik Akıtması apak sevgililer kuytuda Kavgalarda ilençlerde ne derler Duruşu onurlu bir başkaldırış Sekişi kaçınılmaz bir boyun eğiş Sevgileri kardeştir sevgilerimize Sövgüleri sövgülerimize benzer Gelir sıcacık türkülerim Seklavi eşkin yürür dünyaya Toprağın bağrını deler acısı İçinin yorgun [...]

ÇÖMÇE GELİN II

Şimdi bir yumruk gibidir çömçe gelin Bin yıllık yazgıyı bozmak için sıkılmış Gidip gelip takılıyorduk silip yeni baştan başlıyoruz Dikenler batıyor ellerimize Dikenli tellerde güller düşünmek Susup yeni baştan başlıyoruz Tutup meşaleler yakıyoruz karanlıkta Bazı sözcüklerden korkuyoruz Yumruk mu aşk mı ne bu Saksılar köklere dar geliyor Aşk dedikse açlığıydı bir yerlerde sancılar Korkular bir [...]

ÇÖMÇE GELİN I

Sokaklar boyunca çeşmeler kurdum Gürül gürül gücüm aktı damarlarıma Kuru çatlak toprakta açlık ve umut Yeşil bir özlem gibi yöneliyor tanrıya Oysa tükenmiş çeşmelerde su Yanık bir ekmek gibi yağız yüzlerin Ezik isyanı kımıldar damarlarında Seslenirken çocuklar tarlalarda Çömçe gelin nar ister Tarlaya yağmur ister Bir esmer bulut uğruna eller Bir tutam ıslak toprak kokusuna [...]

BEBEK

Seni bir orman ışığı gibi hatırlıyorum Gölgeli serin kucağına düşüyor yapraklarım Seni dalların karanlığından süzüyorum Irmağın sarmalına direnen kırık bebek Beni savruk bıyığımla hatırla Atıp atıp bağrına bas yalnızlığımı Tenha bir eylül yakamozu gözlerin Yorgunum çalınmışım kırgınım Yine de sevinci savunuyorum Terk ettim silahımı yitirilmiş coşkular gibi Şimdi penceresinde kırmızı sardunyalar açan Beyaz badanalı bir [...]

AŞKTIR BU DERDİN DERMANI

Sevgiden sellerin sesidir senden gelen Dağ delen susuşumu duysan tanıyacaksın Seni kavgaların içi gibi sıcak buldumsa Saf dışında kalmak nedir anlayacaksın Düşlerimde yüzü kaldı küçük hayvanlara özgü Yüreğimde közü ılıtır içerimi Aşktır bu derdin dermanı aşktır bu dağların kızı Sarar durur dört yanımı yunus gibi bir sızı Hüzünlü bir denizde yıkıyorum gözlerini Sesini düşlemiyorum kimi [...]

AL BU ŞİİRİ YAK

Tirşe gözlü bir çingene elleri nergis Kuş evleri dar geliyor güvercinlere Yüzünde bıçak yarası dişinde yaldız Çillerini satıyor çocuk elleri Çipil ışık dallarında karga tüneği Köşede küçük ayaklı kızlar köşgeri Ak benekler konuyor kirpiklerine Elinde kırık kopuk sevgilerin gergefi Ört perdeleri açsın çiçeğim vakti bahardır Zincirli hamam kubbesi sütunları mermer Kaş koymuş kaf üstüne simin [...]

Aydın HATİPOĞLU

1940 yılında Urfa’da doğdu. Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdi. İki yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam ettikten sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde okudu. 1958′den bu yana şiirleri Yelken, Ataç, Yeni Gerçek, Gelecek, Yansıma, Varlık, Karşı, Gerçek Sanat, Evrensel Kültür, Güzel Yazılar gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Yeni Gerçek (1967) ve Gelecek (1971) dergilerinin kurucuları arasında yer [...]

YAĞMUR KAÇAĞI

elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer şairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen gözlerim aklına gelirse elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni geceleri bir çarpıntı duyarsan telâş telâş yağmurdan kaçıyorum sarayburnu’ndan geçiyorum akşamsa eylül’se ıslanmışsam beni görsen belki anlayamazsın içlenir gizli gizli ağlarsın eğer ben yalnızsam yanılmışsam elimden tut [...]

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

gözlerin gözlerime değince felâketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felâketim olurdu ağlardım ne vakit maçka’dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgâr aklımı alırdı sessizce bir cıgara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin [...]

TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ'NDEN

/ salı gecesi / kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı’nda küflenir suyun bir bakır çalığı birikir ağzında [...]